TKP’li Çınar: Manisa’da at izi it izine karıştı!

MANİSA’DA İTTİFAKLAR BİRBİRİNE KARŞI: TKP HEPSİNE KARŞI

Türkiye solunun yakından tanıdığı gazeteci ve siyasetçi Ahmet Çınar, Türkiye Komünist Partisi’nden Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olunca; “Eski mesai arkadaşımız madem böyle bir göreve gelmiş, kendisine kulak verelim, ne diyor bu komünistler” dedik..

 

Röportaj: Berna Memiş

Manisa’nın saygın bir ailesinin evladı olan ve birçok Manisalının yakından tanıdığı Ahmet Çınar ile röportaj yaparken, doğası gereği sivri açıklamalar bekliyorduk ama bu kadarını inanın biz de beklemiyorduk…  Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı ve Cumhur İttifakı Adayı Cengiz Ergün’den çok, Millet İttifakı Adayı Orkun Şıktaşlı’yı ve CHP İl Başkanı Semih Balaban’ı hedef alan Ahmet Çınar, yaptığı eleştirilerin yanı sıra açıklamalarıyla bizi de hayrete düşürdü… Gerçek solun kendileri olduğunu anlatan Çınar, CHP tabanından oy istedi. En ağır eleştiriyi ise HDP’ye yöneltti.

Röportajımız sonunda kucağımıza adeta bir bomba bırakan Ahmet Çınar’a seçime ayrı bir renk, ayrı bir ahenk kattığı için teşekkür ediyor ve biz de o bombayı  hemen şuracığa bırakıp uzaklaşıyoruz… Umarız çok fazla parça tesirli olmaz… İşte komünistlerin Manisa’ya ve Manisa siyasetine bakış açısı… Ve solun hakkını her şekilde vererek, içimizdeki devrimciyi uyandıran TKP’nin Manisa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Çınar’ın  görüşleri..

“Seçimi kazanamayacağımızı biliyoruz” diyerek komünistlerin sandığımız kadar hayalperest olmadığını da kanıtlayan Ahmet Çınar, ortaya koyduğu bu “Manisa’nın acı gerçekleri” tavrıyla sinirlerimizi de bozmuyor değil..  Ve işte huzurlarınızda alameti farikası ile birlikte adıyla sanıyla Komünist Ahmet…

Ahmetçim kısa bir özgeçmişle başlayalım…

Ben Manisa’da doğdum. Ali Rıza Çevik İlkokulu ve İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldum. Sonra İstanbul Üniversitesi… İletişim Fakültesi ilk tercihimdi. Gazetecilik Bölümü’nde başladım eğitime. Ama ordan mezun olmadım. 3 yıl okudum. Daha sonra İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldum. Gazetecilik okulunda okumaya başladığım andan itibaren çalışmaya da başladım aslında. İstanbul’da haftalık haber yorum gazetesi Söz, Manisa’ya döndükten sonra ETV; ki seninle birlikte çalıştık. Haber Gazetesi; birlikte çalıştık orada da… Daha sonra İHA Manisa Temsilciği yaptım. 1999’dan sonra İzmir’e gittim ve o zamandan beri de hep İzmir’de gazetecilik yaptım. Haber Ekspres Gazetesi, Yurt Gazetesi ve son dört yıldan beri de Sol Haber Portalı’nda çalışıyorum. Şu anda hem editörlüğünü hem haber müdürlüğünü sürdürüyorum. Aynı zamanda muhabirlik de yapıyorum orada. Bu arada Manisa’da Gediz adlı kültür ve sanat dergisi de çıkardık.  23 yıldır hep gazetecilik yaptım. Hep de bu işi yaptım. Dolayısıyla kendimi basın emekçisi sayıyorum. Çünkü neden? Maaşla çalışan, hayatını maaşıyla idame ettiren, oradan geçinen, hayatını o şekilde kazanan bir insanım. Dolayısıyla işçiyim, bir basın işçisi.

Gazetecilik hayatın boyunca hep muhaliftin. Çok sayıda haber dosyaları hazırladın. Yazılar yazdın… Hiçbir zaman sol çizginden ödün vermedin ve hep karşıttın…

Yani Manisa’yı doğrudan ilgilendiren, Manisa’da yaşanmış birçok konuyu bir gazeteci olarak ele aldım, değerlendirdim. Aslında Manisa halkının işiten kulağı, tutan eli, gören gözü olmaya çalıştım. Eh gazetecilik de bunu gerektiriyor biraz. Sosyal sorumluluğu vardır gazetecinin. Gazeteci yapısı itibariyle muhaliftir. Meşhur bir laf var; yolunda giden birşey neden haber olsun ki? O yüzden yolunda gitmeyen birşeyi haber yaparsan gazeteci olursun. Öteki türlü tanıtımcı olursun yani piar uzmanı olursun. Halkla ilişkilerci ve reklamcı olursun.

Siyaset hayatı nasıl başladı?

Üniversite yıllarında siyasete başladım. Daha sonra Özgürlük ve Dayanışma Partisi kurulmuştu. Ben de ÖDP’nin içerisinde yer aldım. Fakat çok kısa sürdü o. Ben 2005 yılında Türkiye Komünist Partisi’ne üye oldum. Çünkü ÖDP başka bir yere doğru gidiyordu o dönemde artık. Sosyalist bir devrime işaret eden bir yön değil de daha çok devrimci demokrat, radikal demokrat bir yana doğru gidiyordu. Ben sosyalist devrimden yana bir gazeteciydim. Dolayısıyla Türkiye Komünist Partisi’ne 2005 yılında, yani bundan tam 14 yıl once üye oldum. O günden beri de gazetecilik faaliyetimin yanı sıra TKP içerisinde hep siyaset yaptım. Ne yaptım peki? TKP Manisa Şehzadeler İlçe Başkanlığı yaptım. 2011 genel seçimlerinde miletvekili adayıydım Manisa’dan, 2015 seçimlerinde İzmir milletvekili adayıydım. Yani iki kez milletvekili adaylığı yaptım. Manisa Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak ilk kez yerel yönetime aday oluyorum.  Bir buçuk ay oldu adaylığım açıklanalı. İş yerim İzmir’de olduğu için TKP’nin İzmir Örgütü’ne bağlıydım. Ama Manisa ile bağım hiç kopmadı. Manisa’da evim var. Burada yaşıyorum. Burası benim hem çalışma mekanım hem de iş yeri olarak kullandığım; yani home ofis olarak kullandığım bir yer. Bu seçimlerde de aday oldum. Neden aday oldum diye de sorabilirsin…

Sağol Ahmetçim… Benim sormama gerek yok. Sen son derece profesyonel bir şekilde götürüyorsun soru cevapları…

Meslektaş olunca… Haha meslek hastalığı.. Türkiye’de siyaset sahnesine baktığımız zaman garip bir durumla karşı karşıyayız.  Bundan önceki seçimlerde de Türkiye’de bir ilkesizlik vardı. Birbirlerine sahne önünde söven, eleştiren insanların bir sure sonra yanyana geldiklerini, çeşitli ittifaklar kurdukların, hatta bir partiyi çok sert eleştiren kişinin o partiye geçip aday olduğunu görüyorduk önceki seçimlerde de… Ama 2019 yerel seçimleri bu işin cılkının çıktığı bir seçim oldu. Korkunç…

Evet tamamen normalleşti…

Normalleşti ve ilkesizlikler denizinde boğulmak üzereyiz. Öyle ki, bugün adıyla sanıyla kendi amblemiyle seçime katılan bir parti, şu ana kadar beş ayrı partiye de oy istedi. Biraz sonra söyleyeceğim hangi parti olduğunu… (HDP’den bahsediyor) Manisa’da bir AKP-MHP bloğu var..  Manisa’da bu blok Cengiz Ergün’ü aday gösterdi. Zaten Büyükşehir Belediye Başkanı olan Cengiz Ergün’ü… Cengiz Ergün kimdir? Cengiz Ergün Manisalı bir patrondur. Bir müteahhittir, bir para babasıdır, bir işadamıdır. Şimdi bunun karşılığında bu para babasını, bu müteahhiti yenmek için, indirmek için İYİ Parti-CHP ittifakı başka bir aday çıkardı. Bu aday da gençliği Doğru Yol Partisi’nde geçmiş, orta yaşları AKP’de geçmiş. AKP’den 2009 seçimlerinde aday adayı olmuş aday gösterilmemiş, 2014 seçimlerinde aday adayı olmuş aday gösterilmemiş, AKP’de ihtiyaç fazlası haline gelmiş bir AKP’liyi, bir müteahhiti, bir patron, bir para babasını Cengiz Ergün’ün karşısına çıkardılar. Yani dediler ki AKP -MHP bloğunu yıkmak için bir eski AKP’liyi gösteriyoruz. Bu tuhaf bir durum. İlkesiz bir durum. Birisine karşı birşey söylemek için karşıt birisini çıkartırsın, eşyanın tabiatına, doğanın tabiatına uygun olan budur genelde.

Demir demirle dövülür taktiği olabilir mi?

Ama şimdi ben şunu soruyorum; şimdi bir an için gözlerimizi yumalım. AKP–MHP bloğu adayı Cengiz Ergün ile İYİ Parti–CHP bloğu n adayı Orkun Şıktaşlı’yı yer değiştirelim. Ne fark eder, ne değişir? Birbirlerinden farkı ne? Farkı olduğunu düşünmüyorum. Bulundukları sınıfsal konum itibariyle de aynı yerden, aynı ideolojik kaynaklardan beslenen kişiler. Son yıllarda da belediye meclisinde birlikte hareket ediyorlardı. Orkun Şıktaşlı AKP’den istifa ettikten sonra bağımsız meclis üyesiydi ama hep Cengiz Ergün’le birlikte hareket ediyordu. Şimdi Cengiz Ergün’ün karşısına çıktı. Bu ne biçim iş? Neden o zaman yıllarca birlikte hareket ettin? Şimdi eleştiriyorsan ki ben eleştirdiklerini düşünmüyorum, farklı birşey söylediklerini de düşünmüyorum. Aynı zihniyetin adayları bunlar çünkü. Birbirlerinin benzerleri… Farkları yok. O zaman bu neyin seçimi?

Sol tabana bir oy çağrısı mı bu?

Yani şöyle bir durum söz konusu… Manisa’da CHP tabanı haklı olarak öfkeli bu duruma. Yani zaten biz CHP’yi de düzen partisi olarak değerlendiriyoruz. Ben de öyle değerlendiriyorum. CHP’nin parti tabanında son derece iyi niyetli, hâlâ CHP’den ilerici, kamucu, laik refleksler bekleyen, hâlâ CHP’ye böyle özellikler atfeden iyi niyetli bir kesim var. Bu kesim şimdi diyor ki; “Bizim Manisa’da üç tane milletvekilimiz var, yüzde 25 oyumuz var, beğen ya da beğenme bir potansiyelimiz var, ama sen bu potansiyele rağmen yüzde 10 barajını bile zorla ucundan yakalamış, hatta seçilen milletvekili AKP’ye geçmiş olan İYİ Parti’ye Manisa’yı armağan ediyorsun, altın tepside sunuyorsun.” Böyle düşünen öfkeli bir taban var. Bu taban özellikle son seçim zeminine girdikten sonra “Sandığa gitmeyeceğiz, protesto edeceğiz, boykot edeceğiz” gibi laflar söylemeye başladılar. Biz de onlara şunu söylüyoruz: “Değerli arkadaşlar haklısınız. Ama sizin gitmediğiniz sandığa… Şöyle bir laf vardır: Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış. Bu boykotunuz uzay boşluğunda kaybolur. Ne olacak gitmezseniz? Kimsenin umurunda olmaz bu. Gelin bu protestonuzu, bu itirazınızı görünür kılın, ete kemiğe büründürün. TKP size bir seçenek sunuyor. Diyor ki size; biz sizin bu ilkesizlikler denizinde boğulmanızı istemiyoruz. Bunların hepsi düzen partisidir. Ayrıca AKP tabanından da Cengiz Ergün’e büyük bir tepki var. Onlar da Manisa’nın MHP’ye sunulmasına tepkili… Bugün bütün düzen partilerinin içerden birbirlerine açılan kapıları var. AKP’nin MHP’ye, MHP’nin İYİ Parti’ye, İYİ Parti’nin MHP’ye AKP’ye, CHP’nin AKP’ye, AKP’nin CHP’ye; HDP’nin hepsine açılan kapıları var.

Aşçı uşağa, uşak bahçıvana, bahçıvan şoföre sonra hepsi şoföre fıkrası gibi oldu bu biraz…

Evet. Hepsinin birbirlerine açılan kapıları var ve birbirlerine uzanan elleri var. Bu eller kirli eller. Pazarlık üzerine kurulmuş ittifak elleri bunlar. Bu şekilde birbirlerine el uzatıyorlar. Biz bu tablonun hepsini reddediyoruz. Yani bugün siyaset sahnesinde etkin aktör olarak bulunan partilerin hepsini düzen partisi olarak değerlendiriyoruz. Eski bir atasözü vardır. At izi it izine karışmış durumda. Kimin eli kimin cebinde belli değil. AKP ile mücadele etmek üzere seçilmiş bir İYİ Parti Milletvekili Tamer Akkal, hop AKP’ye geçiveriyor bir gecede. Çok tuhaf bir durum değil mi bu? Çok mide bulandırıcı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bu olayların en doruğa ulaştığı yer de Manisa oldu sanki biraz…

Evet Manisa’da her yerden daha fazla oldu… Manisa’da böyle.. Benzer yerler var. Balıkesir’de, Samsun’da böyle… Samsun sembolik bir şehirdir CHP için öyle değil mi? Orayı da İYİ Parti’ye bıraktılar yani düşünün…

CHP Manisa’da tek başına girseydi seçimlere daha mı iyi olurdu yani?

Sonuçta CHP’nin il başkanı da bir patron. Nedir? Bir dershane ve özel okul patronu. Yani patron… Hatta Orkun Şıktaşlı’yı parlatan, cilalayan ve forse eden; eski DYP’li ve AKP’liden sözde bir muhalif çıkartan siyasi aktörlerden biri de Semih Balaban. Kendisi de bir patron. Dolayısıyla patronun dilinden patron anlar. Yani Manisa halkına şunu söylüyorlar; “Müteahhitlerden müteahhit seçin. Para babalarından para babası seçin, patronlardan patron seçin. Siz buna mecbursunuz” diyorlar. Biz de diyoruz ki hayır!

Sizin adaylarınızın farkı ne?

Bizim adaylarımız emekleriyle geçinen ücretli çalışan insanlar. Ben bir basın emekçisiyim. Şehzadeler Belediye Başkan Adayımız Ufuk Uzar bir işçi. Gündüzleri öğrenci kalabilmek için geceleri işçilik yapmak zorunda kalan bir arkadaşımız. Yunusemre Belediye Başkan Adayımız Erol Güldür yıllarca Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde kablo gruplama ve metal sektöründe çalışmış bir işçi… Biz patronlara ve para babalarına karşı işçi adaylarla çıktık. Ve bir seçenek oluşturduğumuzu düşünüyoruz.

Manisa’da oy pusulasında biz olmasaydık sol bir seçenek olmayacaktı. Solsuz bir oy pusulası olur mu? Olmaz. Manisalıları seçeneksiz bırakmadık. Bu nedenle iddialıyız. Şunu biliyoruz: Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmayacağız. Biz komünist olduğumuz için gerçekçiyiz ve hayal kurmayız. Ayaklarımız sağlam yerlere basar. Ama biz şunu söylüyoruz: Gelin bu mide bulandırıcı tabloyu oy vermeyerek sandığı protesto etmeyin, TKP’ye güç vererek presto edin ki protestonuz görünür hale gelsin.

Demorkat Parti de bir hayli aktif bu seçimlerde..

Demokrat Parti.. Toplumda karşılığı olmayan partiler bunlar… Seçim dönemlerinde böyle geniş ittifakların arasında bir renk olarak yer alsın diye kurulmuş, varlığını sürdüren tabela partileri. Şimdi diyecekseniz ki, TKP’nin eti ne budu ne, kaç oy alıyor? Fakat TKP’nin sayısal bir karşılığı olmasa bile siyasal, ideolojik, toplumsal bir karşılığı var. İkisi farklıdır. Türkiye Komünist Partisi 1920 yılında kurulmuş, hatta Cumhuriyet’ten üç yıl once kurulmuş, Türkiye’nin en eski siyasi partisidir. 10 Eylül 1920’dir.

Pek bilinmeyen bir bilgi bu…

Tabi… Mustafa Suphi ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Türkiye’nin en eski siyasi partisidir ve hiçbir zaman yok olmadı. Hep vardı. Zaman zaman çeşitli dönemlerde sönümlendiği, başka partilerin içerisinde faaliyet gösterdiği oldu ama hep vardı. 1920’den bahsediyorum. Biz 90 yılı aştık çünkü. Dolayısıyla TKP Manisa’da bu oy pusulasında gerçek bir sol oy seçeneği oluşturmak için çıktı. Patronun dostu patron, işçinin dostu işçi olur. Biz sadece AKP’ye değil, AKP düzenindeki tüm patron partilerine karşı mücadele ediyoruz.

Manisa’da hatırı sayılır bir radikal sol taban var… Bir de şunu söylemek istiyorum adı geçtiği için. CHP İl Başkanı Semih Balaban… Geçtiğimiz günlerde kendisiyle yaptığımız bir görüşme sırasında senin adaylığından bahsettik. Konuyu ben açtım aslında, oyumu sana vermeyi düşündüğümü söyledim… Çok sevindi.  Senden sevgi ve saygıyla bahsetti… Seni çok takdir ediyor…

İnsani ilişki başka birşeydir. Benim için esas olan politik ilişkidir.

Kendisi de biliyorsun radikal sol kökenlidir…

Şu an nerede olduğu beni ilgilendirir. Orkun Şıktaşlı’yı parlatan, forse eden, cilalayan bir adam. Kendisi de sınıfsal olarak bir patrondur..  Şimdi, Semih Balaban seni seviyor filan diyorsun ya..

Yani senin hakkında konuştuk ve gayet samimi bir konuşmaydı hatta “Ahmet’i desteklemeniz beni sevindirir” dedi.

Doğrudur doğrudur ama şunu söyleyeyim… Düzen partisi içerisinde siyaset yapan aktörlerin en önemli özelliği, her kesime bir mavi boncuk dağıtmasıdır. Dolayısıyla bana bir mavi boncuk gönderebilir Semih Balaban. Tamam teşekkür ederim ama ben o bana böyle söyledi diye, ona karşılık olarak başka bir mavi boncuk gönderemem. Semih Balaban sınıfsal olarak bizim karşımızda. Aynı sınıfın insanları değiliz biz.

Farklı dünyaların insanıyız tavrın oldukça romantik…

Biz işçiyiz, çalışıyoruz. Bizim arkadaşlarımız çocuklarını okutabilmek ve okula gönderebilmek için binbir türlü çaba harcıyorlar. O ise özel bir okulda patronluk yapıyor.

Takdir ediyorum seni Ahmetçim bu oldukça ilkeli bir duruş…

Evet biz bu ilkeli duruşu titizlikle ve kıskançlıkla koruyoruz.

En ağır eleştiriyi de HDP’ye yapıyorsun…

Sol seçenek yok dedik ya… Bizim adaylığımızı açıklamamızdan bir 10-15 gün sonra daha once adaylık açıklamayan HDP, Manisa’da bir aday açıkladı: Naci Sönmez. Kimdir bu Naci Sönmez? Ordu’nun Fatsa ilçesinden bir aday. Yeşiller ve Sol Gelecek diye bir parti var. ÖDP’den ayrılan Ufuk Uras’ın partisi diye bilinen parti. HDP Naci Sönmez’i sol seçenek diye sunuyor. Şimdi Naci Sönmez kimdir? Türkiye’nin bugünkü haline gelmesindeki, saray rejiminin inşa edilmesindeki en önemli kilometre taşlarından biri 2010 referandumu oldu. Anayasa değişikliği refarandumunda, biz canhıraş bir şekilde hayır derken,  “Yetmez ama evet” diyen, Evet’çi cenahtan, kapı kapı, kanal kanal, gazete gazete dolaşıp; AKP için evet oyu isteyen bir kişi. Yetmez ama evetçi’den solcu olmaz. Erdoğan rejiminin kurulmasına giden yolda en kritik duraklardan biri 2010 referandumuydu. Evet oyunun militanlığını yapmış bir isimdir.

Ordu’da mı yaşıyor kendisi?

Evet normalde Ordu Fatsa’dan. Zaten Manisa’da hiç yaşamamış. Sadece adaylık yapıyor. Yetmez ama evetçi… Bir de buna sol diyorlar. Zinhar! Naci Sönmez’den solcu olmaz! Hani Fethullah Gülen’in bir lafı vardı o referandum için: “Gerekirse ölüleri bile mezarlarından çıkartıp evet oyu kullandırın” demişti. Naci Sönmez, Fethullah Gülen’in bu çağrısına cevap vermiş ve evet militanlığı yapmış bir isimdir. Liberaldir. Kesinlikle solcu değildir. Naci Sönmez’den sosyalist de olmaz laik de olmaz.

Manisa’daki HDP tabanından oy alabilir mi?

HDP tabanı eğer bir sol aday arıyorsa Naci Sönmez’e oy vermemesi gerekir. Ama HDP tabanı başka bir şey arıyorsa onu bilemem tabi ki…

O zaman şunu da soracağım… Gerçi ben cevabını biliyorum ama seni tanımayanlar için, kulaktan dolma seninle ilgili bazı bilgilere sahip olanlar için… İnsanlarda senin imam hatip lisesi mezunu olman hep bir hayret uyandırıyor.  Baban ise Manisa’da sevilen, sayılan ve fikri sorulan çok değerli bir isim; Halil Çınar. Refah Partisi kökenli bir ailesiniz…  Tüm aileye de selamlar yollayalım buradan..

Ben Manisa’da dindar ve muhafazakar bir ailenin çocuğu olarak doğdum. Dolayısıyla 11 yaşındaydım imam hatibe verildiğimde ama banada kimse hangi okula gitmek istersin diye sormadı. Götürüp oraya verdiler. Ben 7 yıl boyunca imam hatip yollarını arşınladım. Fakat ben okuyan bir insandım. Babamın kütüphanesi vardı. Babam 1965 yıllarında Türkiye İşçi Partisi içerisinde siyaset yapmış bir insan. Eski TİP’lidir. Yani babam da eski sosyalisttir, solcudur. Oranın sempatizanıydı aslında. Belki üyesi değildi ama sempatizanıymış ben doğmadan once. İlk okuduğum kitaplar Yaşar Kemal, İnce Mehmet, Fakir Baykurt, yani sol klasikler dediğimiz bazı kitaplar. Babamın kütüphanesindeki o kitaplardan ilk ilhamlarımı aldım. Felsefeye çok meraklıydım. Benim üniversiteye girerken ilk sıradaki gazetecilikten sonraki bütün tercihlerim felsefeydi. Düşünerek ve okuyarak kendi içimdeki o devrimimi yarattım. İmam Hatip’in son yıllarında başladı bu durum. Sonra gazetecilik okumaya başlayınca başka dünyalarla tanışıyor insan. Dünyanın sadece dindarlık ve muhafazakarlıktan ibaret olmadığını görüyor..  Ben doğası itibariyle ilkesizliklere, haksızlıklara tahammül edemeyen bir insanım. Bundan da dolayı sola yöneldim.

Ailenden tepki gördün mü bu yönelişinde?

Bu konuda aileme haklarını teslim etmek durumundayım. Bugüne kadar, imam hatip okulundayken de, sonrasında da, benim ne okuduğum gazeteye, ne okuduğum kitaba, ne dinlediğim müziğe, ne yöneldiğim siyasi ideolojiye, ne de katıldığım toplantılara en ufak bir söz söylemediler. Çok açık.

Siyaseten desteklediler mi milletvekili adaylıklarında falan? Bu seçim ne yapacaklar?

Annem mesela son  üç seçimdir bizim partimize, Türkiye Komünist Partisi’ne oy veriyor. Bu seçimde de seçim kampanyamıza bağışta bulundu örneğin. Babam ilk başlarda AKP saflarında idi. Sonradan oraya çeşitli bir takım eleştiriler yöneltti. Şu anda o eleştirilerini koruduğunu düşünüyorum. Ve bu seçimlerde de şu mevcut ilkesizlikler içerisinde babamın da Cengiz Ergün’e ve Orkun Şıktaşlı’ya oy vermeyeceğini biliyorum.

Oylarını sana verirler artık…

Elbette  oylarını bana verirler diye düşünüyorum. Annem vereceğini deklare etti, kardeşlerim de verir.

Aile kapalı bir aile öyle değil mi? Anneler ve kız kardeşler?

Türban açısından mı? Evet başı kapalılar.

Bu da çok radikal bir durum Ahmetçim. Çok fazla örneği olduğunu düşünmüyorum.

Yoo var. Bizim başörtülü bazı üyelerimiz var bu partide. Biz kimseye bu partiye gelirken dinsel kimliklerini sormuyoruz.

Aileye geri dönecek olursak…

Şimdi annem tabi bu mevcut siyasi sistemin paradigmasına alıştığı için bana şey diyor. “Ya sen aslında Manisa’da sevilen bir insansın. Şöyle bir iki kere falan Cuma namazında görseler seni; daha bir hoşlarına gideri, yönelirler sana” diyor. Ben de şöyle cevap verdim: “Asla asla asla!” dedim. Hayır! Biz laik bir partiyiz. Bizim için din özel yaşamdır. Kesinlikle dinsel referanslarla hareket etmeyiz. Seçim propagandamız sırasında, siyasi faaliyetlerimiz sırasında dinsel referans göstermeyiz. Dinsel referanslara da karşıyız. Bakın, biz bir adaylık sözleşmesi imzaladık. Partimiz bütün adaylara bu bir tam sayfalık sözleşmeyi imzalattı. Bizim ilkemiz nettir: Para ve din, siyasatten dışarı. Para ve din kamusal alandan dışarı. Çok net.

Nasıl bir adaylık sözleşmesi imzaladınız?

Ben kısaca bundan bahsetmek istiyorum.  TKP adayı dinsel referanslar kullanamaz hiçbir şekilde…  Bu sözleşmede der ki; “Halkın dinsel inançlarını istismar etmeyecek , dinsel referanslar kullanmayacağım..”  Ayrıca, “Seçildiğimde aynı tutarlı ve ilkeli çizgiyi izlemeye devanm edeceğim. Halkın çıkarlarını koruyacağım. Rantçılığa izin vermeyeceğim. Seçimlere adayı olarak girdiğim TKP’den ayrılmam durumunda belediye başkanlığından da ayrılacağım” Bu nasıl?

Mükemmelmiş…

Dolayısıyla biz siyasi referans kullanmayız. Bir siyasi Cuma namazına girerken Cuma’dan çıkarken demeç veremez. Bir vakit verirken, Cuma’dan sonra, öğle namazından önce gibi ifadeler kullanamaz. Bunlar yanlış… Bunları kullanamayız.  Bir siyasi çeşitli örnekler verirken konuşmalarında Kur-an’dan ayetler, Peygamber’den hadisler okuyamaz. Biz bunları asla yapmayacağız. Böyle bir tabloya karşıyız.

Bir hayli katı kurallar..

Bakın.. Tuhaf bir şekilde bu dini kullananlar ne yaptılar? Camiler artık Türkiye’de ibadet merkezi olmaktan çıktı. AKP’nin örgütlenme merkezleri haline geldi. TKP zorunlu din dersini kaldıracak. Kimliklerden dini hanesi kalkacak. Kalkmak zorundadır. Kimse kimsenin diniyle ilgilenmemelidir. Din özel birşeydir. Sorulmaz zaten böyle birşey. Ayıptır her şeyden once. Ben bir dönem “İmam hatipler neden kapatılmalıdır” başlıklı bir yazı yazdım. Okumayanlar internete girip okuyabilirler. En çok okunan yazımdır. “İmam Hatip Mezunu Ahmet Çınar, İmam Hatiplerin Neden Kapatılması Gerektiğini Tane Tane Anlatıyor” başlığıyla sunulmuştu. AKP’nin temel referansı din. Bizim asla böyle olamaz.

Bülent Arınç’tan da bahsedelim o halde biraz. Önceki yıllarda aile olarak çok yakındınız. Sonra ne oldu? İlişkiler koptu mu?

Ben Bülent Arınç’ı yıllardır görmüyorum. Biz bir dönem Manisa’da, daha doğrusu annemler Bülent Arınç ile aynı apartmanda oturdular. Onlar 6. Katta bizimkiler 2. Kattaydı. Birlikte gidip gelirlerdi. Oturup kalkarlardı. Zaten şimdi Manisa’da da oturmuyorlar. Dolayısıyla fiziksel olarak bir bağ olmadığı için o komşuluk hukuku da sona ermiş durumda açıkçası. Bağımız yok. Görüşmüyoruz. Yani şöyle, Bülent Arınç’ın daha once Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili olumlu sözlerini, övgülerini biliyoruz. Yalnız o değil ki… Bu arada şu da var; Bülent Arınç’la Fethullah Gülen’i özdeşleştirmek bir anlamda yanlış. Çünkü bu ülkeyi AKP Fethullah Gülen cemaati ile birlikte 13 yıl yönetti. Yani ilan edilmemiş bir koalisyon vardı ortada aslında. Hani meşhur bir laf vardır: “Hepiniz oradaydınız.” Ben de AKP’ye söylüyorum bunu. Gülen ile iç içe diz dize gönül gönüle kucak kucağaydınız. Bugün Türkiye’de bir Fethullah Gülen davası, bir FETÖ davası varsa. Bu davanın bir numaralı sanığının Tayyip Erdoğan, iki numaralı sanığının Abdullah Gül, üç numaralı sanığının da Bülent Arınç olması gerekir. Çok açık.  Bu üç sanık FETÖ davasından yargılanmadıkça, Türkiye’de FETÖ’den hesap sorulmamış demektir.

FETÖ davaları genel olarak Manisa merkezli devam etti hep..

Evet bir çok kişi Bank Asya’ya para yatırdığı için, çocuğunu o okula verdiği için yargılandı. Ama Fethullah Gülen’e yıllarca siyasi destek vermiş, partileriyle birlikte ülkeyi yönetmiş kişilere dokunulmadı bile. Dolayısıyla ben Türkiye’de bir FETÖ operasyonu, bir FETÖ davası olduğuna inanmıyorum.

Nedir sence?

Bir kavga var evet. Ortada bir çıkar çatışması var. Eğer bu çıkar çatışması olmasaydı, bugün Fethullah Gülen cemaatiyle birlikte yürüyor olacaklardı. Bu çok net. Bakın ben bir yazı yazdım; “Tayyibi Tarikatıyla Fethullahi Tarikatı aynı fabrikanın imalatıdır” diye. Çok açık. Yani 15 Temmuz akşamı yapılan darbe girşimi gerçekleşmiş olsaydı, Fethullahi ordu herşeye hakim olsaydı ne değişecekti? “Hepiniz Oradaydınız” diye yazı dizisi halinde yayınladım. Merak edenler okuyabilir. Bütün FETÖ’cüler AKP’li, bütün AKP’liler FETÖ’cüdür; ve hepsi birlikte piyasacı, gerici ve Amerikancıdır.  Birbirlerinden farkları yoktur.  2000’li yılların ortaların AKP iktidara geldiği zaman şöyle bir slogan atardık parti olarak: “Tayyip Amerika’ya Fethullah’ın yanına.” Biz Fethullah Gülen’le o zaman da düşmandık. Fethullah Gülen bizim düşmanımızdır. Tıpkı Tayyip Erdoğan’ın düşmanı olduğumuz gibi…

Manisa siyasetine baktığımızda AK Partili yönetimlerde bu ilişkiler nasıl görünüyor?

Fethullah’la içli dışlı ve cemaatle beraber olmuş bir sürü insan var, vardı…

Bu habere de bakabilirisiniz

Baybatur’la başladı, Salih Hızlı’yla bitti..

Son günlerde sosyal medya sayfasından bol atarlı bol giderli paylaşımlar yapan AK Parti İl Başkan …

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!
%d blogcu bunu beğendi: